12 Nisan 2014 Cumartesi

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE/ GRİGORİTY PETROV

Atatürk'ün hayranlıkla okuduğu ve kitabı ders müfredatlarına dahil ettiği bir kitap.Ve de zamanında Kuran-ı Kerimden sonra en çok okunmuş olan bir kitap. O derece önemli bir kitap ne yazık ki ülkemizde bilinmiyor :(

Kitap okumayı yaygınlaştırma adına parklara kitap bırakma kampanyasına bu kitaptan 10 tane alıp katılmıştım. Ancak ilk bıraktığım bankta, kitabı alıp kitabın kapağına bile bakmadan arkaya fırlatan amcadan sonra yerdeki kitabı da alıp vazgeçmiştim. Ve elimdeki kitapları henüz kitabı okumamış arkadaşlarıma hediye etmiştim. Okumasınlar ulan banane :) hayatta da bir daha böyle bir şeye katılmam :(

neyse kitap bu olaydan çok daha önemli. Kitabımız Finlandiya'nın aydınlanma dönemini bir Rus gözüyle anlatılıyor. Halkın nasıl omuz omuza vererek,kültürel, ekonomik bir kalkınmanın nasıl gerçekleştirildiğini görüyoruz.
Hayran olmamak elde değil ve de bizim aydınlanma sürecimize nasıl etkilediğini de farkedeceksiniz. Evet okumanın, kitapların gücünü görüyoruz. Finlandiya gibi elverişsiz doğa koşullarına rağmen ülkelerini nasıl geri kalmışlıktan kurtarıldığını okuyoruz.

Kitapta ayrıca Grigoriy Petrov'un hayak hikayesi de yer alıyor ki onu da es geçmeyin derim. yazar ayrı bir hikaye .

Eğer Türk devrimini de etkilemiş bir aydınlanma hikayesi okumak istyorsanız şiddetle tavsiye ederim.Okuyun ve çevrenize okutun :)
iyi okumalar

9 Nisan 2014 Çarşamba

FRANZ KAFKA / ŞATO


Kafka okumak gerçekten sabır gerektiriyor. Kafka kitaplarını kitaplıklarında gördüğüm kişilerle yaptığım sohbetlerin çoğunda aslında Kafka kitaplarının kitaplığı için alınmış görsellikle kaldığını gördüm. Adam Kafkaları dizmiş ama Dönüşüme bile zor dayanmış :)

Ben de belki herkes gibi Dava ile Kafkayla tanıştım. Eğer o yaşlarda ilk okuduğum kitabı Şato olsaymış hayatta para vermezmişim diğer kitaplarına :)) Şato da vasiyetnamesinde yakılmasını istediği kitaplarından biri Kafka'nın. Kitabı okurken acaba Max kitabı değiştirmiş olabilir mi. Acaba Kafkanın yazmadığı ancak Max'in kendisnin yazıp da yayımladığı kitabı var mı diye düşünmüştüm. Amerika kitabı belki düşüncemi destekleyebilir ancak Şato kesinlikle Kafkanın elinden çıkma :)

Şato'da kadastrocu Bay K. görevlendirildiği yerde hiçbir şey yapmadan görevlendirilme amacına, Şato'ya ulaşma çabaları imgelerle anlatılıyor. Okuması kadar anlatması da zormuş. :)Bay K. neden kadastrocu ihtiyacı olmadığını anlayamadığı gibi Kafka da okuyucuya neden bu olaylar ilerlemiyor, hep yerinde saydırılıyor sorularını sordurtuyor :)

Uzun bir zaman dilimine yayıp Kafka'nın tadını çıkartın derim.
iyi okumalar

CENNET MAHKUMU

Bir Zafon kitabı daha. Rüzgarın Gölgesi, Meleğin Oyunu ve Cennet Mahkumu kitapları seri olarak tanıtılmış ancak devam niteliğinde kitaplar değil. Yani her kitabı ayrı bir hikaye.İlk 2 kitabı zevkle okumuştum ve Cennetin Mahkumu da gerek dili, gerek kurgusuyla yine beni yanıltmadı :)

Zafon yine bilmişliğini konuşturmuş bu kitabında da :) İlk kitaplarda olan olaylar detaylı bir şekilde anlatılırak olaylar aydınlatılıyor ve sonuna bakılacak olursa devam edecek gibi . Uzun zamandır bir günde kitap bitirme zevkini yaşayamıyordum. Cennet Mahkumunu soluksuz okudum resmen. dilimize çevrilmiş başka bir kitabı kalmadığından  Zafona veda etmiş de oldum :)

kitabın sonunda ayrıca neden yazıyorum konulu bir yazısı da var ki bence çok mantıklıydı. Yazarın işi bu , hayatta kalmak, geçinmek için yazıyor :) Ayrıca tekrar tekrar okunması gereken bir liste de yayınlamışlar.

İyi bir yazar keşfedeyim bu günlerde diyorsanız Zafon'dan pişman kalmayacaksınız. Kendi de şöyle söylemiş . ''Eğer bu kitabımı beğenmediyseniz ben yazmaya devam ediyorum, onları da okuyun'' gibi bir şeydi :) (kitaplığa gidip cümleyi bire bir yazmaya üşendim)
iyi okumalar


3 Nisan 2014 Perşembe

Meleğin Oyunu

 Rüzgarın Gölgesi beni epey bir etkilediğinden, Zafon'un Meleğin Oyunu kitabını da hemen ardından okudum. Halbuki tadı damağımda kalsın derim hep böyle enfes kitaplardan sonra :) Nese efenim Zafon yine konuşturmuş kalemini bu kitabında da :) Okurken çok iyi bir okur olduğunu da görüyorsunuz Zafon'un. Dikkatimi o çekti. Tüm yazarlar şu fikirde hemfikirdir sanırım . ''iyi bir okuyucu olmak iyi bir yazar olmaktan zordur ''. Tümüne sormamış olsam da Ayfer Tunç'a sormuşluğum vardır Can yayınları aracılığıyla :))

  Kitaba dönecek olursak, Zafon'un Türkiye'de yayınlanan ikinci kitabı Meleğin Oyunu. Rüzgarın Gölgesi kitabındaki karakterlerden birkaçını barındırıyor. Devamı niteliğinde değil kesinlikle. Bu yönteme Maeve Binchy kitaplarında sık rastlardım. O güzel insanı da anmış oldum. Bana İrlandayı sevdiren ve aşk romanlarını sevdiren yazar diyebilirim. Aşk romanları hep basit gelmiştir ama Maeve çok farklıdır.Nese :) Zafon bu kitabında da yazar bir karakterin hikayesini anlatmış. Okurken şunu düşündüm ; ilk kitabımda yarattığım kurgudan daha da besleneyim, yeni bir kitap ortaya çıkarayım mı demiş napmış bu Zafon heyyy :) . Çünkü benzerlikler bir yana Sempre ailesinin ortaya çıkışını da geçtim, Unutulmuş kitaplar mezarlığı yine ön planda. Bazı yerlerde basitleşti bu Zafon dediğim yerler de olmadı değil :) ama genel itibariyle güzel bir hikayeydi. ama ilk kitabı kadar sarsmadı beni :)

  Kısaca romanın konusunundan da bahsedecek olursak; genç bir yazardan bir yayınevi sahibi kendisi için bir kitap yazmasını istiyor. Daha sonrasında yaşamaya başladığı ev, Unutulmuş kitaplar mezarlığından edindiği kitap ve yazmaya başladığı kitap çeşitli maceralara sürüklenmesine neden oluyor. Kitaptaki kopukluklar da benim cümlemdeki kopukluklar gibi göze çarpıyor :)  İyi okumalar



23 Mart 2014 Pazar

RÜZGARIN GÖLGESİ





     Kitap babasıyla yaşayan 10 yaşındaki Daniel'in kitap mezarlığında kaderini belirleyecek bir kitabı seçmesiyle başlıyor.çocuk bu kitap beni çağırdı diyor :) Beni hiç öyle çağıran bir kitap olmadı::( Ne kader ne kader :)  Carax'ın kitabını çok seviyor ve yazarın peşine düşüyor. kitap mezarlığı denilen yer, yok edilmek istenen, az sayıda kalan kitapları korumak için kurulmuş bir örgüt. çocuk kitap okuyayım derken neler geliyor başına :) Şaka bu yana son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. cennet mahkumu kitabını ve meleklerin oyunu kitabını da en yakın zamanda okuyacağım.

     Bu kitap ayrıca ispanya'da don kişottan sonra en çok satan kitap olma özelliğini taşıyor. karakterler iyi seçilmiş, olaya renk katması için bir karakter de eklenmiş ki çohhh iyi olmuş :) Bahtsız Carax'ın sonun aydınlanması da soluksuz okumanızı sağlıyor. Ben şahsen yazarı yeni duymuştum. ancak kitap gerek anlatımı, gerek kurgusuyla kalitesini belli ediyor :) Yazar şu yorumlarımı okusa yazmayı bırakır valla :) Eğer henüz Zafonu keşfetmediyseniz şiddetle tavsiye ederim. İyi okumalar.

26 Şubat 2014 Çarşamba

HAKAN YEL - GAM




     Ertuğrul Özkök'ün yarını bekleyemedim yazıları gibi :) ben de kitabı bitirir bitirimez yorumlarımı yazayım istedim. :)

    Okuma şenliği listemi oluştururken 1. kategorimde Altın Kitaplar eskiden ne güzel her ay kitap ödüllü yarışmalar yapardı demiştim taaa kasım ayında. Sesimi duyup :) 55. yıllarını kutlamak adına her ay 55 kişiye kitap hediye eden bir yarışma başlattılar.  Bu ay da Hakan Yel'in Gam romanı ve 2 tane daha romanı yaş, cinsiyete göre kazananlara gönderdiler. Bana da bu güzel kitabı yolladılar. Çoook teşekkür ediyorum. Altın Kitaplar gerçekten sadece bana değil, bir çok kişiye yakın bir bağ kurduran bir yayınevi. neyse daha fazla duygusallaşmadan kitaba geçelim. :))

      Hakan Yel ile bu kitap vasıtasıyla tanıştım. İnanılmaz akıcı bir dille yazılmış, konusu gayet iyi, ve karakterleri çok sağlam tasvirlenmiş bir kitabı okumanın sevincini yaşıyorum. Alp Germenli'nin  mayına basması sonucu ayaklarını kaybetmesiyle başlayan yepyeni hayatın sunduklarını anlatıyor kitabımız. Ülkemizin en büyük sorunu, aşk, kardeşlik, umut o kadar güzel harmanlanmış ki hiçbir kelimesi rahatsız etmiyor sizi. Kitap elinizden bitene kadar düşmüyor ( bayılırım bu söze de :) )

      Kitabın sonunda yutkunmak, sanırım yazarın iyi bir iş başardığının göstergesi. Ben çok beğenerek okudum. Öyle,'' keşke mutlu sonla bitseymiş , yazık ama yaaa, aşk falan yaneee'' nidaları ile bitirmedim. :)
Bence en güzel son, bu şekilde olabilirdi. Ellerine,kalemine sağlık Hakan Yel'in.


22 Şubat 2014 Cumartesi

Aile Çay Bahçesi

Sabit Fikir dergisinin 2013 yılına damgasını vuran kitaplar listesine girmiş bir kitabın gereksiz yere şişirildiğini söylemek isterim öncelikle :) Müzeyyen kızımızın aile, yaşam, aşk üçgeninde ordan oraya savrulmasını okuduğumuz bu novellada (roman değil) her şeyden gıdım gıdım koyayım da herkes kendinden bir şey bulsun istenilerek yazılmış herhalde,galiba sanursam :) yedi numarayı özlemişim ben :(

Neyse efendim Müzeyyen kızımızın aile bireylerinden yalnızca babaannesiyle anlaşabildiği,erken yaşta annesini kaybetmesini ki bu kaybın da kundaktaki kız kardeşinin neden olduğu düşüncesiyle, hayata küsmüş ruh haliyle, babasının son nefesi sayesinde kardeşiyle yüzleşme sahnesini ele alıyor :) Simgelere boğdurma, çağrışım yaptırma çabaları kitaptan soğuttu beni. Hele yazlıkçı,pike detayları çok yapmacık geldi :) Çocukken yaşadıkları, babaannesi, otobüteki kusmalar....

 Ben pek beğenmedim.Bu kadar övgü alacak derecede bir kitap olduğunu düşünmüyorum. En azından yıla damgasını vurmuş kitaplar arasına girebilecek kadar iyi bir hikaye değil. Okursun unutursun,kütüphanende dursun niteliğinde bir kitap :)