26 Şubat 2014 Çarşamba

HAKAN YEL - GAM




     Ertuğrul Özkök'ün yarını bekleyemedim yazıları gibi :) ben de kitabı bitirir bitirimez yorumlarımı yazayım istedim. :)

    Okuma şenliği listemi oluştururken 1. kategorimde Altın Kitaplar eskiden ne güzel her ay kitap ödüllü yarışmalar yapardı demiştim taaa kasım ayında. Sesimi duyup :) 55. yıllarını kutlamak adına her ay 55 kişiye kitap hediye eden bir yarışma başlattılar.  Bu ay da Hakan Yel'in Gam romanı ve 2 tane daha romanı yaş, cinsiyete göre kazananlara gönderdiler. Bana da bu güzel kitabı yolladılar. Çoook teşekkür ediyorum. Altın Kitaplar gerçekten sadece bana değil, bir çok kişiye yakın bir bağ kurduran bir yayınevi. neyse daha fazla duygusallaşmadan kitaba geçelim. :))

      Hakan Yel ile bu kitap vasıtasıyla tanıştım. İnanılmaz akıcı bir dille yazılmış, konusu gayet iyi, ve karakterleri çok sağlam tasvirlenmiş bir kitabı okumanın sevincini yaşıyorum. Alp Germenli'nin  mayına basması sonucu ayaklarını kaybetmesiyle başlayan yepyeni hayatın sunduklarını anlatıyor kitabımız. Ülkemizin en büyük sorunu, aşk, kardeşlik, umut o kadar güzel harmanlanmış ki hiçbir kelimesi rahatsız etmiyor sizi. Kitap elinizden bitene kadar düşmüyor ( bayılırım bu söze de :) )

      Kitabın sonunda yutkunmak, sanırım yazarın iyi bir iş başardığının göstergesi. Ben çok beğenerek okudum. Öyle,'' keşke mutlu sonla bitseymiş , yazık ama yaaa, aşk falan yaneee'' nidaları ile bitirmedim. :)
Bence en güzel son, bu şekilde olabilirdi. Ellerine,kalemine sağlık Hakan Yel'in.


22 Şubat 2014 Cumartesi

Aile Çay Bahçesi

Sabit Fikir dergisinin 2013 yılına damgasını vuran kitaplar listesine girmiş bir kitabın gereksiz yere şişirildiğini söylemek isterim öncelikle :) Müzeyyen kızımızın aile, yaşam, aşk üçgeninde ordan oraya savrulmasını okuduğumuz bu novellada (roman değil) her şeyden gıdım gıdım koyayım da herkes kendinden bir şey bulsun istenilerek yazılmış herhalde,galiba sanursam :) yedi numarayı özlemişim ben :(

Neyse efendim Müzeyyen kızımızın aile bireylerinden yalnızca babaannesiyle anlaşabildiği,erken yaşta annesini kaybetmesini ki bu kaybın da kundaktaki kız kardeşinin neden olduğu düşüncesiyle, hayata küsmüş ruh haliyle, babasının son nefesi sayesinde kardeşiyle yüzleşme sahnesini ele alıyor :) Simgelere boğdurma, çağrışım yaptırma çabaları kitaptan soğuttu beni. Hele yazlıkçı,pike detayları çok yapmacık geldi :) Çocukken yaşadıkları, babaannesi, otobüteki kusmalar....

 Ben pek beğenmedim.Bu kadar övgü alacak derecede bir kitap olduğunu düşünmüyorum. En azından yıla damgasını vurmuş kitaplar arasına girebilecek kadar iyi bir hikaye değil. Okursun unutursun,kütüphanende dursun niteliğinde bir kitap :)


14 Şubat 2014 Cuma

BÖĞÜRTLEN KIŞI

bir kitabın ismini duyup da, vay anam şöyle güzel yok böyle güzel, kitabı hemen alanlardan değilim doğrusu. ama bu kitabı da maşallah her okuyan öneriyordu :) kitaba baktım . ilk önce o püsküllü kitap ayracını görüp ben bunu hayatta almam ki dedim :) bir de pembe sayfalar falan tam leş:) ancak yapılan yorumlara dayanamayıp, bir de okuma şenliğinde kış kategorisine de uyduğundan fuarda hemen alıverdim. indirimi de cazip gelmedi değil hani :)

nese efenim kitaba dönecek olursak, amerikan buhranında yaşanan bir olayın, günümüzde bir gazete yazarının makalesini yazması için o günü didik didik edip için işinden neler çıktığını bir solukta anlatan bir roman olmuş.(didik didik kısmını açmak istemedim, zaten inanın belli bir yerden sonra siz sonunu bilerek okumaya devam ediyorsunuz tadı kaçmasın daha da :)) evet parantez içinde de belirttiğim gibi warren dedeyi duyar duymaz aha bu kayıp çocuk bak gör demiştim. :)))

güzel, akıcı, etkileyici bir kitaptı. tam türk dizisi tadında. zaten yazarımız da bize (türk okurlarına) teşekkürü ihmal etmemiş.herhalde en fazla okuyucusu olan ülke biziz, kadın boş yere teşekkür etmemiş :)

yok ya siz bana bakmayın, güzel bir kitaptı. doğrusu ben yaşam ve yazgı kitabının 3. cildine geçmeden önce çerez niyetine, biraz kafam dinlensin diyerek okudum , ama memnun kaldım.tek memnun etmeyen tarafı , cicili bicili bir şekilde kütüphanemde yer alıyor olması. hiç yakışmadı kütüphaneme :( o püsküllü kitap ayracını akıl edenlere de selamlar :)

9 Şubat 2014 Pazar

ZAMAN YOLCUSUNUN KARISI

aslında aşk romanlarını pek sevmem ama d&r de çok uygun bir fiyata görüp de almıştım.okuma şenliğinde okuma fırsatını bulabildim taaa alındıktan aylar sonra :)

kitapta isminden anlaşılacağı gibi zaman yolcusu bir adam var :) aşık olduğu kadının çocukluğuna falan yolculuk ediyor, yeri geliyor geleceğe gidiyor çocuğunu görüyor falan filan. beni pek sarmamıştı doğrusu.bir defa zaman yolcusu olan bir adam ölür mü :) bence ölmemeli :) kitabı okuduktan sonra filme bakayım dedim. film daha iyi geldi bana. ilk defa bir kitabın film uyarlamasını kitaptan daha çok beğendim :)

kurgu olarak ilginç gelebilir ama kesinlikle o ,sevmediğim köşe yazarının(cengiz semercioğlu) dediği bu zamanlarda yazılan en iyi aşk kitabı falan da değil. keşke bu yoruma bakarak almasaydım dedim hatta :)
hayır aşk kitaplarını pek sevmem dedim ama kült olanlarını da okuduk yani:) her ne kadar o şeker paketi gibi kapakları olan, saçma aşk kitaplarını okumasam da :)

zaman yolcusunun karısı bir daha aklıma bile gelmeyecek kalitede bir kitap oldu anlayacağınız


Tutunamayanlar

okul kütüphanesinden alıp da 10 sayfa okuyup ne diyor lan bu dediğim kitabı yıllar sonra okuduğumda o anları düşündüm . sadece düşündüm hatırlamadım :))

Oğuz Atay Tutunamayanları nasıl bir ruh haliyle yazmış acaba. Selim Işık hayatıma girdiğinden beri karakter beni bırakmıyor. selim gibi ben de biranın yanında bir şey yemeyi sevmem . ben de duvarıma yakışmaz diye hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım diyemem ama :) karakteri sahiplenme çabaları :)

kitabı okurken sıkıldığım, ara verdiğim zamanlar oldu. özellikle şarkı bölümleri. ama o şarkılar olmasa eksik kalırdı bu kitap.ayrıca noktalama işareti olmayan bölüm okuduğunu kavrama açısından çok güzel bir egzersiz oldu bana. internette gezen olric muhabbetlerinin çoğunun uydurmaca olduğunu da anlıyorsunuz :).

kesinlikle bir solukta okunacak bir kitap değil. yavaş yavaş hazmetmek gerek. hani derler ya ikinci, üçüncü okuyuşunda bir kitabı çok farklı etkiler bırakacak sende diye. işte bu onlara en iyi örnek. kitabı 10 yıl sonra yine okumayı düşünüyorum. yine selim'i düşüneceğim. neden bu kadar etkilemişti beni diye düşüneceğim, neden benzerlik kurdum acaba diyeceğim.

hayata tutunamayanlar , kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşayamayanlar seçenekler çoktur, birinde ısrar etmeyin...